Yunanistan Seyahati: Halkidiki ve Taşoz Adası

Bu yazıyı Yunanistan’ın kuzeyini özellikle Selanik, Halkidiki, Taşoz Adası’nı merak edenler için yazıyorum.
Öncelikle bizim 2018 Temmuz ayında yaptığımız seyahatin turistik bir seyahat olduğunu ve özellikle deniz, kum, güneş ağırlıklı olduğunu belirtmemde fayda var. Gece hayatı, eğlence mekanları hakkında beklentileriniz varsa yanlış yerdesiniz 🙂
10 günlük tatil planımızı yaparken Halkidiki ve Taşoz’a odaklandık. Çok yeri gezmeyi planladığımız için arabamız ile gitmeye karar verdik. İyi ki de öyle yapmışız. Yunanistan’ı arabayla gezebilmek için yapmanız gerekenleri ayrıca yazacağım.
Biz İstanbul’dan yola çıkıp tatil sonunda yine İstanbul’a döndük. Tatilin ilk yarısı Halkidiki, ikinci yarısı Taşoz olacak şekilde planladık. Oralara kadar gitmişken Selanik’i ve Atatürk’ün evini de görebilmek için ilk durak olarak Selanik’i seçtik.
Konaklayacağımız tüm yerler için önceden booking.com üzerinden rezervasyon yaptık. Eşim, ben ve kızım (12 yaşında) İstanbul’dan arabamızla yola çıktık. Tekirdağ üzerinden ve İpsala sınır kapısından geçtikten sonra Selanik’e kadar otoyol üzerinden yola devam ettik. Yaklaşık 9 saatlik bir yolculuk. Yolculuğumuz sırasında bir ara sağanak yağmura yakalanıp yağışın şiddetinden dolayı mola verdik.
Genel olarak hem Türkiye, hem de Yunanistan tarafında yollar gayet iyiydi. Rahat bir yolculuktan sonra Selanik’in merkezinde güzel bir konumdaki Orestias Kastorias adlı otelimize vardık.
Konaklayacağımız yerleri belirlerken temel prensibimiz konumu güzel, temiz ve ekonomik yerleri tercih etmek yönünde. Bu otel de tam olarak bunu karşıladı. Otelin görevlisi hemen otelin önünde bize park yeri ayarladı. Sadece bir gece konaklayacağımız için eşyalarımızın bir kısmını alarak odamıza yerleştik. Sonrasında da yürüyüşe çıktık. Yıllar önce de görüp İzmir’e benzettiğim bu şehri yine İzmir’e benzettim. Gezip tozmak için oldukça keyifli bir sahil şehri Selanik. Ertesi sabah ilk işimiz otele de 20 dakika yürüme mesafesinde olan Atatürk’ün evini gezmek oldu.

Atatürk Evi Müzesi
Atatürk Evi Müzesi

Yol üzerinde bir kafede kahvaltı yapmayı da ihmal etmedik. Otel rezervasyonumuza kahvaltı dahil değildi. Orestias Kastorias konumu güzel, odaları temiz ve yatakları rahat ancak biraz eski bir otel. Kahvaltı yok ama her zaman faydalanabileceğiniz ücretsiz çay, kahve ve kurabiye ikramları var.

Odamızın manzarası

Kısa Selanik gezimizin ardından Halkidiki’de kalacağımız yerleşim birimi olan Nikiti’ye doğru yola çıktık. Halkidiki üç parmak şeklinde uzanmış yarımadalardan oluşan bir bölge. Bunlarda en batıdaki Kassandra yarımadası en popüler olan ve en çok yapılaşmanın ve hareketliliğin olduğu bölge. Ortadaki Sithonia ise daha bakir, büyük otellerden daha çok küçük pansiyonlara sahip ve doğası bozulmamış bir yarımada. En doğudaki Athos yarımadası ise manastırın da bulunduğu ve özel izin haricinde girilmesi yasak olan bir bölge. Bizim tatil beklentilerimize en uygun olanı Sithonia olduğu için 4 günümüzü burada geçirecek şekilde plan yapmıştık. Kalmak için Nikiti’yi seçmemizin sebebi de merkezi bir noktada olması ve oradan en fazla bir saatte yarımadanın herhangi bir noktasına ulaşabilecek olmamızdı. Görmek istediğimiz çok sayıda plaj olduğu için iyi bir seçim yaptığımızı söyleyebilirim.
Nikiti’de kaldığımız pansiyon “Villa Marina” hemen limanda, deniz manzaralı geniş balkonlu oldukça ferah bir yerdi. Hemen önünde de arabamızı rahatlıkla park edebileceğimiz yer vardı. Bu arada Türkiye plakası oldukça ilgi çekti diyebilirim. Arabanın önünde fotoğraf çektiren bile oldu 🙂 Tatilimiz boyunca Türk olmamız sebebiyle hiç bir olumsuz davranışla karşılaşmadığımızı da belirtmeliyim. Her yerde gayet misafirperver bir şekilde karşılandık.

Balkondan manzara

Odamıza yerleştikten sonra Nikiti’nin merkezindeki uzun Nikiti sahiline gittik. Oldukça sakin ve kıyısı tamamen kum bir plaj. Benim gibi soğuk suda çok üşüyen biri için de su sıcaklığı gayet güzeldi. Acıkınca da hem pansiyon hem restoran olan Kazanis’e gittik. Güzel bir aile işletmesi. Yediğimiz ahtapot ızgara, Yunan salatası ve kabak kızartması (ki bu saydıklarımın hepsi Yunanistan’da çok popüler) oldukça lezzetliydi. Bu arada tatilimiz boyunca kötü bir yemek yemedik desem yalan olmaz.
Ertesi günün tamamını deniz, kum ve güneşe ayırdık. İlk durağımız “Trani Ammouda” plajı idi. Kocaman, sakin, tamamen kum, muhteşem bir plaj ve berrak bir deniz. Çok güzeldi ancak öğle vakti rüzgar ve dalgalanma başlayınca ayrıldık. İkinci durağımız olan Lagonisi plajı ise girişi 5 Euro olan bir tesise sahip. Rüzgar olmayan kumu ve denizi güzel bir koy. Negatif yanı ise biraz kalabalık olması ve belki de bize denk gelmişti ama denizde muhtemelen teknelerden gelen bir miktar çöp vardı. Burada yediğimiz yemek de lezzetliydi ancak biraz pahalıydı ve servis yavaştı.
Sonrasında görüntü olarak çok sakin ve güzel bir denizi olan ancak adım başı iskele ve tekne olan Vouvourou plajının yakından geçtik. Yüzmek için çok çekici görünmedi bize.

Vouvourou

Karidi plajı ise Lagonisi’ye benzer güzel bir koy ancak tesis ve şelong vs. yok. Ayrıca çok kalabalıktı. Belki sabah erken saatlerde çok daha cazip olabilir.
Sonraki gün sabah ilk durağımız “Porto Koufo” plajı oldu. Burası doğal bir liman şeklinde son derece sakin ve büyük bir koy. Yemyeşil bir doğa ve turkuaz rengi berrak bir deniz. Denizin içinde kayalık bir şerit var çabuk derinleşiyor. Bu sebeple çocuklar için çok uygun değil ama şnorkel için güzel bir yer.

Porto Koufo
Porto Koufo su altı

İkinci durağımız olan “Paralia Sikias” plajı ise tamamen kum ve kilometrelerce uzanan çok sakin bir plaj. Vardığımızda öğle saatleriydi. Rüzgarlı ve biraz dalgalıydı. Ancak ince kumu ve denizin sığ olması sebeiyle özellikle çocuklar için çok keyifli bir yer.

Parali Sikias

“Kavourotrypes” namı diğer “Orange Beach” ise tam bir doğa harikası koy. Çam ağaçları arasında, küçük çakıllı, durgun bir deniz. Olumsuz yani ise çok popüler ve kalabalık olması.

Orange Beach

Akşam yemeğimizi Nikiti limanındaki “Marina” restoranda yedik. Güzel bahçesinde yediğimiz balık ve diğer yemekler olduça lezzetliydi.
Halkidiki’deki son günümüze “Agios Ionnis, Riviera Beach”de başladık. 3 şezlong için 5 Euro verdiğimiz tesiste tüm gün kaldık. İçi incecik kum olan durgun ve berrak deniz gönlümüzü fethetti. Öğleden sonra hafif rüzgarla birlikte deniz de dalgalanıyor. Bizim gibi gürültü sevmeyen bir aile için müzik seviyesi ve seçimi güzeldi. Yemekler de fiyat ve lezzet olarak makuldu.

Agios Ionnis

Halkidiki’den Taşoz’a yolculuğumuz sırasında da görmek istediğimiz plajlar vardı. İlk olarak “Gourgourou” plajına uğradık. Yine harika bir kum ve berrak bir deniz bulduk. Deniz biraz dalgalı olsa da çocuklar için de uygun.

Gourgourou

Kavala yakınlarındaki “Ammolofoi Plajı” ise çok çok uzun ve üzerinde bir çok tesis (beach) olan tamamen kum ve durgun bir denizi olan çok güzel bir plaj. Muhtemelen hafta sonu olması sebebiyle kalabalıktı. Hafta içi çok daha keyifli olabilir.
Bizi Taşoz’a götürecek feribotların kalktığı Keramoti’de de bir gece kalacak şekilde plan yapmıştık. Feribot iskelesinin hemen karşısındaki “Filippion Hotel”e giriş yaptık. Deniz manzaralı odamız beklentilerimizi karşılayacak düzeydeydi. Eşyalarımız bırakıp yürüyerek 5 dakika mesafedeki “Keramoti Plajı”na gitik. Taşoz adası manzaralı bu plaj da çok uzun ve tamamen kum. Sıcak ve sığ bir denizi var. Rüzgar ve dalgalar biraz yosun taşısa da çocuklar için uygun bir yer.

Filippion manzara

Taşoz Adası:
Keramoti’den kalkan feribot ile yaklaşık 1 saat 15 dakikada Taşoz’un en büyük yerleşim yeri olan Limenas’a varıyorsunuz. Burası çok sayıda pansiyon ve oteliyle konaklamak için uygun bir yer. Biz daha güneyde daha küçük bir yerleşim olan Limenaria’da bir yer ayarlamıştık. Adada bir noktadan adanın diğer ucuna gitmek yaklaşık bir saat sürüyor. Bu sebeple istediğiniz bir yeri seçip tüm adayı gezebilirsiniz. Sahilden durmaksızın tüm adayı turlamak 2 saat kadar sürüyor.

Feribot

Feribottan sonra otelimize gitmeden önce ilk olarak “Nisteri Plajı”na gittik. Nisteri adlı otelin restoranında yemek yiyeceğimizi söyleyerek ek bir ücret ödemeden tesisinden faydalandık. Nisteri ince kumlu, duru ve durgun bir denize sahip. Denizin ilk bölümü sığ olduğu için her yaşta çocuklar için çok uygun.

Nisteri Beach
Nisteri Beach

Sonrasında Limenaria’daki otelimiz “Villa Anthelion”a vardık. Taşoz’da kaldığımız süre boyunca burada konakladık. Oda ve banyo biraz küçük olsa da otel oldukça yeniydi ve çok zevkli bir şekilde dekore edilmişti. Hem oda, hem de tüm otelin temizliği çok iyiydi. Personel de ilgili ve çözüm odaklıydı. Otelin havuzu küçük ama bize özel gibiydi. Kahvaltıda çeşit az ancak lezzet ve kalite olarak iyiydi.

Villa Anthelion
Villa Anthelion

Akşam Limenaria’da “Dionisos”restoranda yediğimiz yemekler özellikle soslu sardalya muhteşemdi.
İkinci günümüzde ilk durağımız “Psili Ammos Plajı” oldu. Berrak ve biraz soğuk bir denizi var. Denize girerken yer yer taş ve kayalık var ama sonrası kum. Yine de çocuklar için çok keyifli değil. Kayalık kısımlar ise şnorkel için oldukça güzel.
Sonrasında çok turist çeken, doğal bir havuz olan “Giola”yı görmeye gittik. Ana yoldan yürümek isterseniz epey uzun bir yürüyüş gerekiyor. Sıcak havada zorlayabilir. Arabayla toprak yoldan ilerleyebiliyorsunuz ama dört çeker değilse biraz sıkıntılı olabilir. Sonrasında da patika bir yoldan bir 15 dakika yürüyüş sonrası ulaşabiliyorsunuz.

Giola
Giola

Giola’dan sonra da “Aliki Plajı”na geçtik. Burası da korunaklı bir koy olduğundan dalgasız ve rüzgarsız. Deniz pek berrak olmamakla birlikte çocuklar için uygun.

Aliki Beach

Akşam yemek için Limenaria’da bir restoran olan “Limenariatissa Food House”a gittik. Yunan aşçı bir baba ile oğlunun işlettiği sadece on adet masalı sıcak bir atmosfere sahip bir yer. Menüsü de değişken ve ev yemekleri tarzında. Yediğimiz tüm yemekler muhteşemdi. Kesinlikle tavsiye ederim.
Üçüncü günümüzde ilk olarak “Paradise Beach”e biraz bozuk toprak bir yoldan ulaştık. 7 Euro’ya şezlong seti kiralayabiliyorsunuz ama şezlong olmadan da havlunuzu serebilirsiniz. Deniz uzun bir süre dizden aşağı bir sığlıkta. Tamamen kum, berrak ve biraz soğuk. Tüm çocuklar için uygun olmakla birlikte öğlenden itibaren çok kuvvetli rüzgar başladı.

Paradise Beach

Bunun üzerinde biz de sonraki durağımız olan “Golden Beach”e gittik. Ulaşımı rahat, upuzun bir kum plaj ve berrak bir deniz. Plajın bir bölümünde kamping alanı var. Öğleden sonra biraz dalgalı olsa da duruluğunu hiç kaybetmedi. Çocuklar dahil herkes için uygun bir deniz.

Golden Beach

Otelimize dönüşte “Panagia” köyündeki “Elena” restoranda yemek yedik. Adanın popüler yemeklerinden oğlak çevirme ve kokoreç denedik. Oğlak fena değildi ancak kokoreç bizimki gibi değil. İçi ciğer vs. sakatat ile dolduruluyor. Bana çok hitap etmedi.
Ertesi gün gittiğimiz “Glifoneri Plajı” çok küçük bir koy ancak çok kalabalık değildi. Biraz serin ama kum ve dalgasız güzel bir deniz. Çocuklar için uygun. Glifoneri restoran da yemek için iyi bir tercih.

Glifoneri Beach

Not: Burada anlattığım plajlar onlarca plaj arasından ailecek bize hitap edeceğini düşünüp de deneyimleyebildiklermizdir. Eminim daha bir çok güzel plaj, mekan, restoran vardır. Onları da bir dahaki seyahatimize görmek dileğiyle 🙂

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.