Ayın Kitabı: Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Finlandiya’nın (Fin dilinde Suomi) bağımsızlık sonrası her tür imkansızlığa ve geri kalmışlığa rağmen yoktan varoluşunu ve gelişimini anlatan bu kitabın Atatürk’ün de çok beğenisini kazandığını ve bu sayede Askeri Okullarımızın müfredatına girdiği söyleniyor.
Ülkesinden ayrılmak zorunda kalan Rus bir papaz olan Grigoriy Petrov’un gözlemlerine dayanarak yazdığı bu kitap gerçekten de tüm insanlığa ışık tutabilecek bir zenginlikte.
Finlandiya’nın günümüzün refah seviyesi en yüksek ülkelerinden ve Birleşmiş Milletlerin “Dünya Mutluluk Raporu”na göre en mutlu ülkesi olduğunu düşünürsek bu kitapta gerçekten de ders almamız gereken bir gelişimin hikayesini bulacaksınız.
Kitabı birçok farklı yayınevinin baskısı olarak bulabilirsiniz. Benim okuduğum Koridor Yayıncılığa ait Elnur Osmanov tarafından Rusçadan çevrilmiş baskısıydı.
Kitabın ilk 50 sayfalık bölümünde bu kitabın nasıl doğduğu anlatılıyor. Bu bölümde Grigoriy Petrov’un hayatı ve Finlandiya ile olan ilişkisi, Finlandiya’nın tarihi hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz. Gerçekten de bu bölümün kitabı anlamlandırmak için çok faydalı olduğunu düşünüyorum.
Gelelim Finlandiya’nın yükselişinin sırlarına. Kitapta anlatıldığına göre bu mucizenin temellerini aralarında Snelman, Mc Donald gibi kişilerin bulunduğu bir avuç aydın atıyor. Bu kişiler çalışkanlık, dürüstlük ve sevgi gibi değerleri vurgulayarak bir eğitim ve aydınlanma hamlesi başlatıyorlar.
Tüm bunları okurken de insan sıklıkla kendisini, halkını, ülkesini ve dünyayı sorguluyor. Hem ülkemizi, hem de dünyamızı daha aydınlık ve daha zengin bir hale getirmek gerçekten mümkün diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz.
Özellikle halkın miskinliği, tembelliği mutlaka çözülmesi gereken bir sorun olarak sıklıkla değiniliyor. Buna örnek olarak Fin halkının içkiye düşkünlüğü, İspanya halkının bayağı romanlara ilgisi ve genel olarak Avrupalıların futbola düşkünlükleri anlatılıyor. Buna günümüzde benim eklemelerim de TV izleme, sosyal medya çılgınlığı ve bilgisayar oyunları olacaktır.
Kitabın son bölümünde Papaz Mc Donald’ın konuşmalarında konu biraz felsefi bir tartışmaya dönse de kötünün hep varolacağı ama bunun iyilikte ısrarcı olmamıza engel olmaması gerektiği vurgulanıyor.
Yazıldığı günden bugüne neredeyse yüz yıl geçmesine rağmen güncelliğini yitirmemiş ve yitirmeyecek bu kitap ve vurguladığı değerler umarım daha çok insana ulaşabilir.

Kitaptan alıntı yaptığım birkaç cümleyi de aşağıda paylaşıyorum:

“Halk nasılsa, onu yönetenler de öyledir.”


“Galiz (kaba ve çirkin) küfür köpek havlamasından daha kötüdür, insanın zeka ve maneviyat açısından gelişmemiş olduğunun göstergesidir.”


“Hayattaki aşırı düzensizliğin başlıca nedenlerinde birisi herkesin hayatta iyi bir düzen kurmaya çalışması, fakat hiç kimsenin hayatın kendisini düzene sokmak istememesidir.”


“Ben sendeyim, sen de bendesin. Biz dünyada, dünya da bizdedir. Hepimiz bir bütünüz. Dünyaya zarar verirsen, insanlara veya hayvanlara kötülük yaparsan, kendine zarar vermiş, kendini sakatlamış ve hayatını karartmış olursun.”

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.