
” ‘Okur’ olacak kişinin mutlaka okuyacağı kitaplar arasında yer alır Don Kişot. Bir başka deyişle Don Kişot’u okumamış kişi ‘okur-yazar’ sayılmaz.” diyor kitabın arka kapağında. Haksız da sayılmaz bence. Birinci bölümü 1605 yılında yayımlanmış, roman türünün başlangıcı sayılan bir kitap bu. Yediden yetmişe herkesin sıkılmadan okuyabilceği ama farklı anlamlar bulacağı bir roman aslında. Kendini hayal dünyasına kaptıran ve yollara düşen, bu yolda bir de yoldaş bulan bir ‘Şövalye’nin maceraları anlatılıyor. Don Kişot’un maceralarının ayrı ayrı bölümler şeklinde, yalın ve akıcı bir dille anlatılması kitabın bir çırpıda ve keyifle okunmasını sağlıyor.
Günümüzde de aslında ne kadar çok hayalperestin olduğunu ve bunların bir kısmının binlerce, belki de milyonlarca yoldaş bulduğunu düşündürdü bana. Bu gözle bakınca hayatımızda kendini şövalye sanan ne kadar çok ‘Senyör Kesada’ ve yanlarında ‘Sanço Panza’lar olduğuna şaşacaksınız. Bu kadar çok kahramanımız varken pek tabii ki yel değirmenleri de dev alayı olarak karşımıza çıkıyor.
Kitaptan alıntı yaptığım birkaç cümleyi de aşağıda paylaşıyorum.
“Gerçek cesaret her zaman ihtiyat ile elele yürür. Bir kahraman kendini göz göre ateşe atmaz.”
“Hiçbir şey insanları idare etmek zenaati kadat can sıkıcı ve yorucu değildir.”