Ayın Kitabı: Sevgi

İtalyan asıllı Amerikalı bir yazar ve profesör olan Leo Buscaglia ilk kitabı olan “Sevgi”de adından da anlaşılacağı üzere sevginin ne demek olduğu ve insan hayatındaki ne denli önemli olduğunu kendi bakış açısıyla anlatıyor.


Buscaglia bu konuya epey kafa yormuş, hatta üniversitede verdiği dersler arasına “Sevgi”yi de eklemiş. Yazar, insanın gerçek hayatta sevgiyi kitapta anlattığı gibi yaşamasının neredeyse imkansız olduğunun da farkında. 1972’de kaleme alınmış bir kitap olmasına rağmen günümüzde daha belirgin hale gelen bir çok konuya da değiniyor.


Kitaptan alıntı yaptığım birkaç cümleyi de aşağıda paylaşıyorum.

“Siz, siz olarak en iyisiniz. Siz başkalarının yerine geçtiğinizde her zaman en iyi ikinci olabilirsiniz.”


“Tuhaf şeyler yapıyoruz. Sözgelişi, zamanı yarattık ve sonra onun esiri olduk.”


“Dünyada insan olmaktan daha büyük sorumluluk yoktur.”


“Her yol, bir milyon yoldan yalnızca biridir.” -Carlos Castadena’nın kitabından.


“İnsan, insan olmayı -öğrenir-“


“Sevgi çoğu kez insanın içinde hareketsiz yatar ve tüm güzellikleriyle çiçek açmak üzere esrarlı bir dönemi bekler. Bazı kişiler bunu ömürlerinin sonuna değin beklerler.”


“Acı ve boşluk arasında bir seçim yapmam istenirse, ben acıyı seçerdim.” -William Faulkner’ın kitabından.


“Özgür bir insan en karanlık cezaevinde bile hürdür.”


“İnsanın kendi kendisine doğru yaptığı yolculuk en büyük, en eğlendirici ve en uzun süren yolculuğu olur.”


“Gerçekte hiç kimse kendisinden başka hiçbir şeye sahip değildir.”


“İnsanlara çok derin gerçeklerden söz açarsanız esnerler ve birazcık yüreklilerse yanınızdan ayrılırlar.” -Tibetli bir bilge


“Kişi sevilmeyi değil, sevmeyi sevmelidir.”

Ayın Kitabı: Duygusal Zeka

Amerikalı psikolog Dr. Daniel Goleman, tam adı “Duygusal Zeka: Neden IQ’dan Daha Önemlidir?” olan kitabında beynin yapısından başlayarak, duyguların üzerimizdeki egemenliğini ve duygusal zekanın yaşamımızda ne kadar önemli bir yeri olduğunu anlatıyor.

Duygusal zeka konusunda merak edebileceğiniz her şeye bir yanıt bulabilceğiniz kapsamlı bir kitap. Yazarın deyişiyle bu kitaptaki amacı, hayatın en karmaşık anlarını ve çevremizdeki dünyayı anlaşılır kılmak.

Yazar, duygularımızın hem ruh, hemen beden sağlığımızda, iş ve özel hayatımızda ne denli etkili olduğunu bilimsel verilerle ortaya koyuyor. Mizacımızdan ya da yaşadıklarımızdan kaynaklanan, olumsuz duygulardan, depresyona varana dek bir çok durumu geri çevirebilmenin yollarını da anlatıyor.

Kitaptan alıntı yaptığım birkaç cümleyi de aşağıda paylaşıyorum.

“CEO’lar zekalarına ve iş konusundaki uzmanlıklarına bakılarak işe alınmakta ve duygusal zeka yoksunluğu nedeniyle işten atılmaktadırlar.”


“Herkes kızabilir, bu kolaydır. Ancak doğru insana, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru nedenle ve doğru şekilde kızmak, işte bu kolay değildir” – Aristo’nun bir sözü.

“Duygular mantıklı olmak için gereklidir.”

“IQ’nun hayattaki başarıya katkısı en fazla yüzde yirmidir; geri kalan yüzde sekseni belirleyen başka etkenler vardır.”

“Bize sıkıntı veren duygulara hakim olabilme, duygusal sağlığımızın anahtarıdır.”

“Öfke hiçbir zaman nedensiz değildir, ama ender olarak iyi bir nedeni vardır” – Benjamin Franklin’in bir sözü.

“Duygularımızı, bir tür sosyal virüs gibi, birbirimize bulaştırırız.”

“Empati öfkenin merhemidir.”

“Ahlaki davranış için psikolojik kas gerekir.”

Ayın Kitabı: 21. Yüzyıl İçin 21 Ders

Tarih profesörü ve çok satan “Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens” kitabının yazarı Yuval Noah Harari “21. Yüzyıl için 21 Ders” kitabında deneyimi, bilgisi ve öngörüleriyle çağımızın önemli konularında okuyucuyu aydınlatmayı hedefliyor.


Adından da anlaşıldığı gibi kitabında 21 ayrı başlık seçmiş. Kendi deyimiyle küresel bir gündem ile dünya genelinde toplumları şekillendiren ve gezegenimizin tamamının geleceğini etkileme olasılığı taşıyan önemli etmenleri ele alıyor.


Günümüz insanının artık hızına yetişmekte zorlandığı dünyamızda teknolojiden siyasete, dinden sanata bir çok konuda neler olup bittiğini anlamamıza yardımcı olacak güzel bir kitap.


Kitaptan alıntı yaptığım birkaç cümleyi de aşağıda paylaşıyorum.

“İnsanların aptallığını hiç küçümsememek gerek.”


“Sessizlik statükoya arka çıkar.”


“Aşık olduğunuz kişi size sonsuz görünür ve kendinizi bu sonsuzlukta kaybetmekten mutlu olursunuz.”

Ayın Kitabı: Akıldışı Ama Öngörülebilir

Psikoloji ve davranışsal ekonomi alanında Profesör olan Dan Ariely “Akıldışı Ama Öngörülebilir” adlı kitabında makul ve mantıklı insanların dahi ne kadar sıklıkla akılcılıktan uzak kararlar alabildiklerini gözler önüne seriyor.

Bir AVM’nin yemek bölümünde seçtiğimiz menüden, içecek tercihlerimize kadar nasıl da kolay yönlendirilebildiğimizi görmek, aldığımız kararların aslında hiç de düşündüğümüz kadar bağımsız ve akılcı olmadığını görmek insanı çok şaşırtıyor.

Yazar on sekiz yaşında yaşadığı bir kaza ve ardından gelen uzun tedavi sürecinde insanın karar alma mekanizmasını sorgulamaya başlıyor. Sonraki süreçte bu yönde yaptığı akademik çalışmalarla da çok çarpıcı sonuçlar elde ediyor.

Kitabı okudukça çok mantıklı ve akılcı davrandığımızı düşündüğümüz zamanlarda bile nasıl yanılabildiğimizi ve aldanabildiğimizi görebiliyoruz. Özellikle bu tür kararların ekonomide ne kadar yaygın olduğunu görmek ve insanların bunun hiç farkında bile olmamaları gerçekten hayret verici. Öyle ki dünya devi şirketler, hatta ülkeler bile bu yanılsamalar sebebiyle çok zor günler geçirebiliyorlar.

Çok sayıda deneyden ve bilimsel çalışmalardan da örneklerin yer aldığı kitap insanın karar verirken ne gibi hatalara düşebildiğini gösteriyor. Ayrıca kapitalist düzende bu zaaflarımızın satış ve pazarlama amacıyla nasıl da kullanılabildiğini görüyoruz. Bunların önüne geçebilmek çok kolay olmasa da bir nebze olsun düzeltmemize yardımcı olabilir.

Kitabın bölümlere ayrılmış olması ve herkesin anlayabileceği şekilde yalın bir dil kullanılmış olması okunmasını kolaylaştırıyor. Ancak verilen örneklerde zaman zaman çok fazla rakam ve sayısal karşılaştırmalar olması bazıları için sıkıcı ve zorlayıcı olabilir.

Eğer bu kitap ve insanın karar verme süreci çok ilginizi çektiyse 2002 yılında Ekonomi dalında Nobel ödülü almış olan Daniel Kahneman’ın “Hızlı ve Yavaş Düşünme” kitabını da mutlaka okumalısınz.

Ayın Kitabı: Deliliğe Övgü

1466-1536 yılları arasında yaşamış Hollandalı bir bilim insanı ve filozof olan Desiderius Erasmus tarafından kaleme alınmış olan “Deliliğe Övgü” adlı kitabı okudum. Hümanist akımın önemli isimlerinden olan Erasmus bu kitabında alaycı bir dille ahmaklığın, budalalığın insan yaşamında ne derece önemli bir yer teşkil ettiğini vurguluyor.


Kitabın adı bundan önceki çevirilerde olduğu gibi bu kitapta da “Deliliğe Övgü” olarak bırakılmış. Ancak çeviriyi yapan Yücel Sivri önsözde doğrusunun “Ahmaklığa Övgü” olması gerektiğini belirtiyor. Ben de kitabı okuduktan sonra buna kesinlikle katıldığımı, delilik yerine ahmaklık veya budalalık denilmesinin daha doğru olduğunu belirtmeliyim.


Erasmus’un orjinal eserinde Latince ve Yunancayı ustaca kullandığını belirten çevirmen kendisi de okura bunu yansıtmak için yer yer Osmanlıca terimler kullanmış. Kendi deyişiyle “Türkçeye mugayir tabirler” kullanmış olması sebebiyle sık sık sözlüğe bakmak durumunda kaldım. Erasmus, kitabında Yunan mitolojisine ve kendinden önceki filozoflara da sık sık atıfta bulunuyor. Bu sebeple zaman zaman başka kaynaklara başvurma ihtiyacı duysam da keyifle okuduğum bir kitap oldu. Özellikle 42. ve 55. bölümleri çok beğendiğimi belirtmeliyim.


Kitaptan alıntı yaptığım birkaç cümleyi de aşağıda paylaşıyorum.


“Hiçbir şey bilmemek, en mutlu yaşamdır.” Sofokles’in bir sözü.


“Ahmaklık der ki: Benim dahil olmadığım hiçbir beraberlik sevinç ve mutluluk bahşedici olamaz.”


“Eğer halinden hoşnut olmaksa mutluluk -inanın bana- kendini beğenmişlik insanı en kısa yoldan cennete ulaştıracaktır.”


“Hayat da tiyatro oyununa benzer bir şeydir, maskesi düşene kadar herkes bu oyunu sürdürür.”


“Kimse ahmaklığından kurtulma çabasında değil, çünkü çok hoş bir şey bu.”


“Kifayetsiz zümre her daim çoğunluğu oluşturur. Neden? Çünkü insanların çoğu ahmaklığa iman eder gönülden.”


“Oysa en tepedeki hükümdar o kadar yüksektedir ki erdem patikası dışına atacağı en küçük adım, çığ misali altına alarak halkının da telef olmasına, ülkenin felakete sürüklenmesine sebep olacaktır.”


“Savaş insanlara değil, insanlıkla ilgisi olmayan canavarlara yakışır.”


“Aşkın verdiği esriklik (sarhoşluk) insanı en bahtiyar kılandır.” Platon’un bir sözü.


“Hafızası kuvvetli meyhane arkadaşından nefret ederim.”

Ayın Kitabı: Don Kişot

” ‘Okur’ olacak kişinin mutlaka okuyacağı kitaplar arasında yer alır Don Kişot. Bir başka deyişle Don Kişot’u okumamış kişi ‘okur-yazar’ sayılmaz.” diyor kitabın arka kapağında. Haksız da sayılmaz bence. Birinci bölümü 1605 yılında yayımlanmış, roman türünün başlangıcı sayılan bir kitap bu. Yediden yetmişe herkesin sıkılmadan okuyabilceği ama farklı anlamlar bulacağı bir roman aslında. Kendini hayal dünyasına kaptıran ve yollara düşen, bu yolda bir de yoldaş bulan bir ‘Şövalye’nin maceraları anlatılıyor. Don Kişot’un maceralarının ayrı ayrı bölümler şeklinde, yalın ve akıcı bir dille anlatılması kitabın bir çırpıda ve keyifle okunmasını sağlıyor.

Günümüzde de aslında ne kadar çok hayalperestin olduğunu ve bunların bir kısmının binlerce, belki de milyonlarca yoldaş bulduğunu düşündürdü bana. Bu gözle bakınca hayatımızda kendini şövalye sanan ne kadar çok ‘Senyör Kesada’ ve yanlarında ‘Sanço Panza’lar olduğuna şaşacaksınız. Bu kadar çok kahramanımız varken pek tabii ki yel değirmenleri de dev alayı olarak karşımıza çıkıyor.


Kitaptan alıntı yaptığım birkaç cümleyi de aşağıda paylaşıyorum.


“Gerçek cesaret her zaman ihtiyat ile elele yürür. Bir kahraman kendini göz göre ateşe atmaz.”


“Hiçbir şey insanları idare etmek zenaati kadat can sıkıcı ve yorucu değildir.”

Ayın Kitabı: İnsan Olmak

Viktor E. Frankl’ın “İnsanın Anlam Arayışı” ve Gülseren Budayıcıoğlu’nun “Kral Kaybederse” kitaplarından sonra yine bir psikiyatrist olan Engin Geçtan tarafından kaleme alınmış “İnsan Olmak” kitabını okudum.
Yıllarını psikiyatri bilimine vermiş olan Profesör Engin Geçtan bu alandaki birikimini herkesin anlayabileceği bir dilde ve insanlara yol gösterir nitelikte bir kitaba dönüştürmüş. Psikiyatri kliniklerindeki deneyimlerinden yola çıkarak insanların en sık yaşadığı sorunları kategorize ederek ayrı başlıklar olarak paylaşıyor. İnsanlık tarihinden başlayarak akademik ve pratik bilgisini kendi süzgecinden geçirerek çok güzel bir biçimde insan psikolojisini daha iyi anlamamızı sağlıyor.
Kitabı okurken kendimizin, çevremizin ve toplumumuzun sahip olduğu kaygıların, korkuların, duyguların bizi nasıl yönlendirdiklerini ve kendimizi yaşamak istiyorsak yapmamız gerekenleri bulacaksınız.

Kitaptan alıntı yaptığım birkaç cümleyi de aşağıda paylaşıyorum.

“İnsanın kendi içinde ürettiği kargaşa dış dünyadaki gerçek tehlikelerden çok daha ürkütücüdür.”

“Kadercilik ve uyuşukluk, çevreyle baş edememenin doğal sonuçlarıdır.”

“Ana-baba ve çocuk arasındaki sorunların başlangıç noktası her zaman ana-babadır.”

“Arabasını sorumsuzca süren bir insan kendisinin de diğer insanların da değeri olabileceğinin, daha doğrusu hayatın ne kadar değerli olduğunun farkında değildir. Sağlıklı bir yaşam için gerekli önlemleri bildiği halde önlem almayan bir insan da öyle.”

“İnsanın kendi sorumluluğunu üstlenmesi, bir başka insanın sorumluluğunu üstlenmesinden çok daha güçtür.”

” ‘O bensiz yapamaz!’ sözü aslında, ‘Ben onsuz yapamam!’ gerçeğinin saptırılmasından başka bir şey değildir.”

“Çevremizde, yaşayacağı yerde nasıl yaşanması gerektiğini sürekli tartışan insanların sayısı hiç de az değildir.”

“İnsan gençken zamanı, kaç yılı geride bıraktığını düşünerek değerlendirir. Kaç yılı kaldığını düşünmeye başladığı andan itibaren orta yaşa girmiş olur.”

“Dünyada iki tür insan vardır: yaşayanlar ve yaşayanları seyredip eleştirenler. Seyretmek ölümü, katılmak ise yaşamı simgeler.”

“Çoğu insan şimdi yapamadığını ileride yapacağı sanısındadır, önündeki zamanı sınırsızmışcasına harcar. Aslında en önemli yanılgısı da budur.”

“İnsan haklı olduğunu kolayca kabul eder, ama yanılmış olduğunu kabul etmek benliğe indirilmiş bir darbe olarak yaşanır.”

“Mutluluk o anda yaşanılan her şeyi hissedebilmektir. Mutsuz insan, kederine karamsarlık, sevincine kaygı katar, gerçeğini doyasıya yaşayamaz. Çünkü kendine karşıdır.”

Ayın Kitabı: Kral Kaybederse

Tesadüf bu ya, Viktor E. Frankl tarafından yazılmış olan “İnsanın Anlam Arayışı” kitabını okumamım ardından eşimin tavsiyesi ile bu kitabı okumaya başladım. Tesadüf dememin sebebi bu kitabın da yine bir psikiyatrist olan Gülseren Budayıcıoğlu tarafından ve yine yaşanmış olaylarla kaleme alınmış olmasıydı.
Gülseren Budayıcıoğlu da meslek hayatı boyunca edindiği tecrübeyi özellikle Kenan Bey’in öyküsü eşliğinde çok akıcı bir şekilde aktarıyor. Biraz roman tadında olsa da psikoterapi ile ilgili çok güzel bilgiler eşliğinde bilinçdışının insanın hayatını ne boyutta etkileyebilceğini anlatıyor bizlere.
Bu anlatımda sık sık Freud’a atıfta bulunuyor. Frankl’ın kitabını ne kadar faydalı bulduysam bu kitabı bir o kadar faydalı görüyorum.
Farkında olduğunuz ya da olmadığınız korkularınızla yüzleşmeye cesaretiniz varsa bu kitabı mutlaka okumalısınız.


Kitaptan alıntı yaptığım birkaç cümleyi de aşağıda paylaşıyorum.

“Dışarıdan bakanlar durumu hemen anlıyor ama bunu yaşayan anlamıyor. Bunun için aptal olmak gerekmiyor. Duygular zaten hep aptaldır. Aklı yoktur duyguların.”

“Sevilmeyen insanların gözlerinin ışığı hep biraz sönüktür.”

“Bazı şeyleri unuttuk sansak da, onlar bizim bugünkü hayatımızı etkilemeye ve yönlendirmeye devam ederler.”

“Bu dünayayı güzel, içinde keyifle yaşanılacak bir dünya haline getirmek senin elinde.”

“İnsanın hayvandan farkı, düşüncelerini yönetebiliyor olmasıdır.”

“İnsanın kendini değiştirmesi, dünyayı yerinden oynatmaktan daha zordur.”

“Acemi olarak geliyoruz bu dünyaya, tam her şeyi görüp öğrenip, usta olduğumuzda da ölüm geliyor kapıya.”

“Yeryüzündeki bütün ıstıraplar aza kanaat etmemekten doğar.” (Firdevsi’nin bir sözü)

“İnsan Tanrı’nın karşısına geçince mahzunlaşıyor. Sen ne biliyorsan kendi hakkında, o daha fazlasını biliyor. Saklamak yok. Çıplak gibisin. Doğdun gün gibi.” (Kenan Baran, kitabın ana karakteri)

“İnsan psikiyatrist de olsa, kendini o kadar kolay yorumlayamıyor.”

“Aslında herkesin çok özel bir hayat hikayesi vardır. İş, sıra dışı şeyler yaşamakta değil, ne yaşıyorsan onu hissederek hayatı bir peri masalı gibi yaşayabilmektir.”

“Aslında insanoğlu bütün ayrıntılarıyla bilinmek, tanınmak istemez. Bırakın başkalarını, kendisi bile kendine bu kadar yakından bakmaktan hoşlanmaz, korkar.”

Ayın Kitabı: İnsanın Anlam Arayışı

Günümüz insanının sıklıkla yaşadığı boşluk hissine ışık tutan bir kitaptan bahsetmek istiyorum: Ünlü bir nörolog ve psikiyatrist olan Viktor E. Frankl tarafından yazılmış olan “İnsanın Anlam Arayışı”
Viktor E. Frankl, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin zulmünden fazlasıyla nasibini almış ve yılları toplama kamplarında geçmiş biri. Yaşadığı tüm bu acılara rağmen hayatta kalmayı ve hayata tutunmayı başarmış bir insan. Bununla da yetinmeyip tüm bu yaşadıklarından da feyz alarak alanında bir ekol olmayı başarmış.
Logoterapi adını verdiği varoluşçu terapi yaklaşımı, Freud ve Adler’den sonra “Üçüncü Viyana Okulu” olarak da anılmaktadır.
Günümüz tüketim kültürünün insanları haz peşinde koşan bireyler olmaya yönlendirdiği bir zamanda bu kitap yaşama farklı bir çerçeveden bakmanızı sağlayabilir.
Kitap genel anlamda iki bölümden oluşuyor diyebiliriz.
Birinci bölümde hepimizin Nazi soykırımını anlatan kitap ve filmlerden aşina olduğumuz manzaralarla yazarın toplama kampı deneyimleri yer alıyor. Okurken bile tahammülü zor olan bu insanlık dışı olaylara bunu yaşayanların gözünden bakabilmek kitabın sonrası için de önemli bir temel oluşturuyor.
İkinci bölümde ise Logoterapinin ne olduğu detaylandırılıyor. Bu sırada varoluşsal boşluk ve sebep olabileceği durumları ve logoterapinin hangi durumlarda, nasıl başarılı olabileceğini de örneklerle gözler önüne seriyor.

Kitaptan alıntı yaptığım birkaç cümleyi de aşağıda paylaşıyorum.

“Başarıyı amaçlamayın. Bunu ne kadar amaç haline getirip bir hedefe dönüştürürseniz, kaçırma olasılığınız da o kadar artar. Çünkü mutluluk gibi başarının da peşinden koşamazsınız; kendisi ortaya çıkmalı, kendisi oluşmalı ve sadece kişinin kendinden daha büyük bir davaya kişisel adanışının amaçlanmayan bir yan etkisi olarak ya da kişinin kendini başka bir insana bırakışının bir yan ürünü olarak oluşmalıdır.”

“Anormal bir duruma gösterilen anormal bir tepki normal bir davranıştır.”

“İnsanın özleyebileceği nihai ve en yüksek hedef sevgidir.”

“Sevgi, sevilen insanın fiziksel varlığının çok ötesine geçer. Sevgi en derin anlamını kişinin tinsel varlığında, iç benliğinde bulur.”

“Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıl’a katlanabilir.” (Nietzsche’nin bir sözü)

“Kendine gülmeyi öğrenen nevrotik birey, kendini idare etme, belki de iyileşme yoluna girmiş olabilir.” (Gordon W. Allport’un bir sözü)

“İnsan nihai anlamda kendini belirleyen bir varlıktır.”

“Sorumluluk terimiyle yaşanmadığı sürece, özgürlük yozlaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır.”

Ayın Kitabı: Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Finlandiya’nın (Fin dilinde Suomi) bağımsızlık sonrası her tür imkansızlığa ve geri kalmışlığa rağmen yoktan varoluşunu ve gelişimini anlatan bu kitabın Atatürk’ün de çok beğenisini kazandığını ve bu sayede Askeri Okullarımızın müfredatına girdiği söyleniyor.
Ülkesinden ayrılmak zorunda kalan Rus bir papaz olan Grigoriy Petrov’un gözlemlerine dayanarak yazdığı bu kitap gerçekten de tüm insanlığa ışık tutabilecek bir zenginlikte.
Finlandiya’nın günümüzün refah seviyesi en yüksek ülkelerinden ve Birleşmiş Milletlerin “Dünya Mutluluk Raporu”na göre en mutlu ülkesi olduğunu düşünürsek bu kitapta gerçekten de ders almamız gereken bir gelişimin hikayesini bulacaksınız.
Kitabı birçok farklı yayınevinin baskısı olarak bulabilirsiniz. Benim okuduğum Koridor Yayıncılığa ait Elnur Osmanov tarafından Rusçadan çevrilmiş baskısıydı.
Kitabın ilk 50 sayfalık bölümünde bu kitabın nasıl doğduğu anlatılıyor. Bu bölümde Grigoriy Petrov’un hayatı ve Finlandiya ile olan ilişkisi, Finlandiya’nın tarihi hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz. Gerçekten de bu bölümün kitabı anlamlandırmak için çok faydalı olduğunu düşünüyorum.
Gelelim Finlandiya’nın yükselişinin sırlarına. Kitapta anlatıldığına göre bu mucizenin temellerini aralarında Snelman, Mc Donald gibi kişilerin bulunduğu bir avuç aydın atıyor. Bu kişiler çalışkanlık, dürüstlük ve sevgi gibi değerleri vurgulayarak bir eğitim ve aydınlanma hamlesi başlatıyorlar.
Tüm bunları okurken de insan sıklıkla kendisini, halkını, ülkesini ve dünyayı sorguluyor. Hem ülkemizi, hem de dünyamızı daha aydınlık ve daha zengin bir hale getirmek gerçekten mümkün diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz.
Özellikle halkın miskinliği, tembelliği mutlaka çözülmesi gereken bir sorun olarak sıklıkla değiniliyor. Buna örnek olarak Fin halkının içkiye düşkünlüğü, İspanya halkının bayağı romanlara ilgisi ve genel olarak Avrupalıların futbola düşkünlükleri anlatılıyor. Buna günümüzde benim eklemelerim de TV izleme, sosyal medya çılgınlığı ve bilgisayar oyunları olacaktır.
Kitabın son bölümünde Papaz Mc Donald’ın konuşmalarında konu biraz felsefi bir tartışmaya dönse de kötünün hep varolacağı ama bunun iyilikte ısrarcı olmamıza engel olmaması gerektiği vurgulanıyor.
Yazıldığı günden bugüne neredeyse yüz yıl geçmesine rağmen güncelliğini yitirmemiş ve yitirmeyecek bu kitap ve vurguladığı değerler umarım daha çok insana ulaşabilir.

Kitaptan alıntı yaptığım birkaç cümleyi de aşağıda paylaşıyorum:

“Halk nasılsa, onu yönetenler de öyledir.”


“Galiz (kaba ve çirkin) küfür köpek havlamasından daha kötüdür, insanın zeka ve maneviyat açısından gelişmemiş olduğunun göstergesidir.”


“Hayattaki aşırı düzensizliğin başlıca nedenlerinde birisi herkesin hayatta iyi bir düzen kurmaya çalışması, fakat hiç kimsenin hayatın kendisini düzene sokmak istememesidir.”


“Ben sendeyim, sen de bendesin. Biz dünyada, dünya da bizdedir. Hepimiz bir bütünüz. Dünyaya zarar verirsen, insanlara veya hayvanlara kötülük yaparsan, kendine zarar vermiş, kendini sakatlamış ve hayatını karartmış olursun.”